Ana SayfaGenelKurtuluş Savaşı’nın Unutulan Kahramanları!

Kurtuluş Savaşı’nın Unutulan Kahramanları!

Dünya tarihine damga vurmuş en büyük savaşlardan biri olan Kurtuluş Savaşı, Türk halkının büyük gayreti ve özverisinin yanında ülke sınırları dışından da destek görmüştür. Taksim Meydanı’nda bulunan Taksim Anıtı’nda yer alan Rus Generaller Mihail Vasiliyeviç Frunze ve Kliment Voroşilov, aslında Kurtuluş Savaşı’nda Rusların yeni kurulmakta olan devlete yardım ettiklerinin en büyük kanıtlarından bir tanesidir.

Mustafa Kemal Atatürk’üm emperyalist devletlere karşı açtığı bağımsızlık savaşının en büyük destekçilerinden biri de Kırgızlardı. Kırgızlarla birlikte Kazak Türkleri, Özbekler, Türkmenler, Tatarlar ve Azeriler de Atatürk önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’na ilgisiz kalamamış, yeni bir Türk Devleti’nin kuruluşu için Anadolu’da yürütülen mücadeleye destek vermişlerdi. 1917 yılında Bolşevikler Çarlık Rusyasını yıkarak Rus topraklarında özgür havası estirmiş, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar ve Azeri Türkleri de kendi milli devletlerini kurma mücadelesine girişmişlerdi. Kendi milli devletlerini kurma gayret ve sıkıntısı içinde olsalar da hiçbir zaman Anadolu’da yanan özgürlük ateşine kayıtsız kalmamışlardı.

Özellikle Türkistan’da aktif olarak faaliyet gösteren dergi ve gazeteler Atatürk’ün de sık sık vurgu yaptığı Türklük bilincinden etkilenmişler, milli şuuru arttırmaya yönelik yayınlar yapmaya başlamışlardı. Bu dönemde Türkistan Türkleri arasında Türkiye’ye olan ilgi ve sevgi tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir biçimde artmıştı.

Türkistan Türkleri sadece Kurtuluş Savaşı döneminde değil, Balkan Savaşları’ndan itibaren sarsılmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nu ayakta tutmak için çaba sarf etmişlerdir. Bu dönemden itibaren Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar gerek askeri gerekse para, fikri ve siyasi destek vermeyi esirgememişlerdir.

Kurtuluş Savaşında 2000 Kahraman Kırgız

Şu bir gerçek ki Bolşevik Rusyasında zor günler geçiren Türkistan Türklerinin Kurtuluş Savaşı’nda emperyalist güçlerle savaşan Anadolu halkına bir ordu gönderme şanları yoktu. Buna rağmen kişisel olarak çok sayıda gönüllü Anadolu direnişine katılmıştı. Özellikle Hac görevini yerine getirme bahanesiyle yol acıkan gönüllüler, Hac dönüşü İstanbul’da kalarak Anadolu saflarına katılıyordu.

Gönüllü askerler dışında çok sayıda gönüllü hemşireler de özellikle Hilal-i Ahmer’i kullanarak Kurtuluş Savaşı’na katılıyorlardı. Gönüllü katılımla beraber para yardımları da her geçen gün artıyordu. Örneğin o dönem Türkistan’ın en zengin hanlığı olan Buhara Halk Cumhuriyeti 100 milyon altın ruble yardımı yaparak Anadolu’daki Türk Hükümeti’ni rahatlatmışlardı. Bu kesin bir bilgi olmamakla birlikte bazı kaynaklarda yardım tutarının 100 milyon değil 11 milyon olduğu belirtilmektedir. Sovyetler Birliği’nin gönderdiği yardımın önemli kısmı, 16 Mart 1921′de Moskova Antlaşması’nın imzalanmasından sonra gerçekleşmiştir. Sovyetlerden temin edilen nakdi yardımlar üç yıl itibariyle aşağıdaki gibidir:

1920 yılında; 3.066.800 adet Altın Ruble ve 100.000 adet Osmanlı Altını.

1921 yılında; 9.800.000 adet Altın Ruble.

1922 yılında; 4.600.000 adet Altın Ruble.

Buhara Cumhuriyeti’nin ilk ve son cumhurbaşkanı olan Osman Kocaoğlu 1972 yılında Yakın Tarihimiz Dergisi’ne yaptığı açıklamalarda yardım hadisesini aşağıdaki gibi anlatmıştır.

“1920 yılında Buhara Cumhuriyeti kurulduktan sonra, ben ilk cumhurbaşkanı olarak, yanıma başvekilimiz rahmetli Feyzullah Hoca’yı alarak Sovyet Rusya büyükleri ve bu arada Lenin ile temasta bulunmak üzere Moskova’ya gitmiştim. Bizden bir müddet önce, temmuz ortalarında Türkiye’den de milli hareketi temsil eden ilk heyetin Bekir Sami Bey’in başkanlığında Moskova’ya gelerek Lenin, Çiçerin ve Karahan ile, bilhassa yardım temini konusunda müzakerelerde bulundukları anlaşılıyordu.

Nitekim, Kremlin Sarayı’nda kendisi ile görüştüğümüz gün Lenin, önem verdiğini hissettirdiği “Türkiye”den söz açarak, bana

“- Ankara’dan bir Türk heyeti geldi. Vaziyetlerini anlatarak acele yardım istedi. Bu hususta sizin fikriniz nedir? “ dedi.

Hiç tereddüt etmeden kendisine:

“- Elbette yardım etmek gerek… ve vakit geçirmeden yapılmalıdır.” deyişim üzerine bu işte zaten kararlı olduklarını, fakat bazı zorluklarla karşılaştıklarını belirten bir ifade ile,

“-Yardım meselesi için bizi düşündüren iki zorluk var.” dedi ve devam etti.

”- Birincisi Türklerin istedikleri altın para bizde pek azdır.” deyince sözünü kestim.

“- Bizde altın para vardır! dedim. Verebiliriz de…”

Lenin memnun olduğunu belirten bir baş eğişiyle devam etti.

“- İkincisi, yol meselesidir. Çünkü Türklere yalnız para değil, her türlü harp malzemesi de vermemiz gerekiyor. Bunları emniyetle Ankara’ya ulaştıracak yol lâzım! Halbuki Kafkaslar’daki durum dolayısıyle yollar kapalıdır. Ne zaman açılabileceği malum değildir.”

Biz, bu hususta ayni kanaat ve fikirde olduğumuzu söyleyerek ilave ettim:

“- Kafkaslar’da kurulan cumhuriyetlerle anlaşmak mümkündür. Bu bölgede Müslümanlar çoğunluktadır. Gürcüler de menfaatleri icabı Müslümanlara yakındır. Ermeniler de keza… Çalışılırsa müşterek bir yol bulmak imkanı vardır.“ dedim.

Ayrıca paranın miktarını tespit etmek icap ediyordu. Bunu mütehassıslar tespit etsinler dedik ve bizim -aynı zamanda Hariciye Nazırı olan- Başvekil Feyzullah Hoca ile Rus mütehassıslardan mürekkep bir heyete havale ettik. Bu heyet uzun müzakereler sonunda yardım miktarını en az yüz milyon altın ruble olarak tesbit etti. Tekrar Lenin’le buluştuk. Lenin bu sefer yaptığımız konuşmada sözü tekrar para konusuna getirerek ne kadar verebileceğimizi sordu.

“- Yüz milyon ruble…” dedim.

Lenin tekrar etti:

“-Yüz milyon mu?”

“-Evet… Derhal verebiliriz!”

Çarlık zamanından kalma altın rublelerimiz çoktu. Buhara hazinesindeki bu paraya Ruslar el sürmezler, dokunmazlardı. Buhara bir Çar emâreti olduğu halde, idari ve mali işlerde müstakildi. Bu sebeple bizde altın belegan mâbelâg (haddinden fazla) çoktu.” (Yakın Tarihimiz, Cilt.1, shf.292-293)

Lenin’le bu şekilde mutabık kaldıktan sonra heyet Buhara’ya geri döner. Para yardımı meselesini meclise götürürler. O sırada Buhara’nın nüfusu dört buçuk milyondur. Buhara parlamentosu Türkiye’ye yüz milyon altın ruble yardımını tek itiraz sesi yükselmeden oy birliğiyle alkış ve tezahüratlar altında kabul eder.

Parlamentonun bu kararının hemen ertesi günü gereken muameleleri tamamlayarak parayı, Ankara’ya yetiştirilmek üzere Rus hazinesine teslim ederler.



2000 Kahraman Yola Çıkıyor
Gelelim Kurtuluş Savaşı’nın unutulmuş kahramanlarından olan Kırgız Savaşçılarına. Anadolu’daki örgütlenmenin tamamlanıp işgal güçleri ile Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde savaşın devam ettiği dönemde bir grup Kırgız genç bir araya gelerek Kurtuluş Savaşı’na katılmaya karar vermişlerdi. Başlangıçta sadece birkaç kişiden oluşan gençlerin sayısı kısa süre içerisinde yüzlere çıkmıştı. Bir yandan silahlanan gençler, bir yandan da kapı kapı dolaşarak yardım topluyorlardı. Kapısını çaldıkları herkes elinden geldiğince yardımda bulunuyor hatta bazı ev sahipleri de gönüllüler arasına katılıyordu. Para ve altının dışında giyecek, yiyecek, silah, tıbbı malzeme gibi pek çok şey de toparlanmış v gönüllü sayısı 2 bine çıkmıştı. Fakat ortada büyük bir sorun vardı. Gönüllülerin ve yardımların Anadolu’ya ulaşması için 6 bin kilometre yol gitmeliydiler. Üstelik de at sırtında.

Öncelikle kağnı ve at arabaları ile toparlanan yardımlar, akabinde ise 2 bin silahlı Kırgız Savaşçısı yeni Türk Devleti’nin özgürlüğünü kazanmasına destek vermek için yola çıktılar. Hem yol şartları çok çetindi hem de işgal güçlerinin askerleri pek çok yere konuşlanmışlardı. Kırgız savaşçıları Türk birliklerine katılana kadar pek çok noktada düşman askerleri ile çarpışmak zorunda kaldılar. At üstünde binlerce kilometre yol kat etmelerine, yorgun olmalarına rağmen derhal Türk birliklerine katılarak en önde savaşmaya başlamışlardı. Öyle büyük kahramanlıklar gösteriyorlardı ki ordu içerisinde metaneti düşmüş diğer Türk askerleri de ayağa kaldırıyorlardı.

Savaş sonunda binlerce kilometre öteden gelerek Türk halkının özgürlük mücadelesine katılan 2000 Kırgız savaşçısından geriye sadece birkaç kişi kalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti için seve seve canlarını vermişler ve bunu hiçbir karşılık beklemeden yapmışlardı. Savaş esnasındaki kahramanlıkları her ne kadar unutulsa da Kırgızlar her zaman Anadolu Türklerini “uzaktaki kardeş” olarak görmeye devam etmişlerdi.     



Kazak Türklerinin milli şairlerinden Mağcan Cumabay ilk baskısı 1923 yılında Taşkent’te yayınlanan eserinde yer alan “Alıstağı bavrıma” yani “Uzaktaki kardeşime” isimli şiirinde bu duyguları açıkça ortaya koymaktadır.

Uzakta azap çeken kardeşim

Kurumuş lale gibi solan kardeşim.

Kuşatmış kalabalık düşmanın ortasında

Göl gibi göz yaşı döken kardeşim.

Kardeşim! Sen orada ben burada

Kaygıdan kan yutuyoruz.

Bizim adımıza layık mıdır köle olmak

Gel gidelim Altay’a ata yadigarı altın tahta.



En popüler