Ana SayfaGenelDünyada ilk sporcu transferini kim yaptı?

Dünyada ilk sporcu transferini kim yaptı?


Başlıkta yer alan benzer soruların cevabı genellik Çin ya da Mısır çıkar. Kabul edilebilir bir gerçektir ki Çin ve Mısır dünya tarihine ve kültürüne yön veren medeniyetlerdir. Üstelik bu medeniyetler üzerine yapılan araştırmalar hala çok sayıda bilinmeyen konuyu gün yüzüne çıkarmaktadır.

Kuşkusuz Ortadoğu tarih ve kültürüne damga vuran medeniyetlerden bir tanesi de Osmanlı İmparatorluğu’dur. 6 yüzyıl boyunca hayatın devam ettiren ve bünyesinden onlarca medeniyet barındıran Osmanlı İmparatorluğu da pek çok alanda dünya kültürüne katkıda bulunmuştur.

Bilim, ekonomi, edebiyat, mimari, sanat alanlarında Osmanlı döneminde pek çok yenilik meydana getirilmiş, bu alanlarda pek kişi ve isim yetişmiştir. Bu isimler dönemlerine damga vururken geleceğe de çeşitli izler bırakmışlardı. 


Osmanlı İmparatorluğu’nda spor
Osmanlı’da pek de rağbet görmeyen konuların başında spor gelmektedir. Aslında nedeni basittir; Osmanlı döneminde spora hep savaş hazırlığı ya da savaşın minik bir kopyası olarak bakılmıştır. 600 yüzyıllık döneme bakıldığında öne çıkan belli başlı spor dalları göze çarpmaktadır; okçuluk, güreş, binicilik, avcılık. Müsabaka sporları olarak tanımlanan bu spor dallarının hemen hepsi savaş eğitimi için verilmekteydi.

Elbette bu spor dalları dönem içerisinde belli başlı kurallara oturtularak tam olarak birer müsabaka sporu haline getirildi. Bunun yanında yapılan müsabakalar ile belli bir gelenek oluşturuldu ve organizasyonel bir yapı elde edildi. Osmanlı devleti, bilim, sanat, edebiyat ve askerlik yanında spor kültürü bakımından da önemli geleneklere ve kurumlara sahipti.

Osmanlı döneminde özellikle spor alanında yapılan en büyük yeniliklerden bir tanesi ise bu sporların vakfedilmesiydi. Osmanlı’da spor meydanlarının vakfedilmesi, spor için gerekli sportif gereçlerin imalatı, sporun tekkelerle bütünleşmesi, padişahın da katıldığı spor müsabakalarında centilmenlik ve liyakatin geçerliliği, bazı sporlarda bir tür okullaşmaya gidilmesi ve ilk sporcu transferi, spora ne kadar önem verildiğinin aynı zamanda bir göstergesiydi.

Elbette spora bu denli önem verile dönemde pek çok yenilik yaşandığı gibi çeşitli ilkler de yaşandı. Bunlardan en önemlisi ise dünyada yapılan ilk sporcu transferiydi. Sultan II. Beyazıd döneminde, Amasya’daki ünlü sporcular İstanbul’a getirilerek belli bir aylık bedel karşısında burada spor hayatlarına devam etmeleri sağlandı. Bu da dünyada ilk sporcu transferi olarak nitelendirildi. Ayrıca, Sadrazam Kara Mustafa Paşa’nın emriyle 1682 yılında hazırlanan ve aslı Topkapı Müzesi Arşivi’nde bulunan Atıcılar Kanunu da ”Kanunname-i Rimat” adıyla, ilk spor kanunu olarak tarihteki yerini aldı.

II. Beyazıd bu sporcuları İstanbul’a getirilerek hem halkın ilgisini toplamak istiyor, hem de İstanbul’u sporun da başkenti yapmak istiyordu. Bu sebeple sporun kurumsallaşmasına yönelik pek çok çalışmayı da hayata geçirmeyi ihmal etmemişti. Spor tekkeleri ve vakıflar kuruldu. Bu tekke ve vakıfların tek gayesi sporcu yetiştirmekti. Ülkenin herhangi bir yerinden çocuk yaşta spora yatkın olanları tespit ederler ve bu çocukların eğitimlerini ve yetkin oldukları spor dallarında ilerlemelerini finanse ederlerdi.

Tüm bunların yanında yine Osmanlı döneminde dünyada okçuluk konusunda ilk spor kanunu çıkarılmış, atıcılar için kabza alma (lisanslı sporcu olma) törenleri düzenlenmiş, sporcu davranışlarını belirleyen, kurallarda sürekliliği muhafaza eden gelenekler oluşturulmuş ve seçkin sporcuların çıkarılması için her türlü imkan hazırlanmıştı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan tüm bu yatırımların karşılığı Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nden hala alınmaktadır. Ata sporumuz olarak adlandırılan bu güreş müsabakalarında ağalık sistemi ile organizasyon finanse edilmiş, birinci olan güreşçilere verilen kemer ödülü ile de sporculara ayrı bir mevkii sunmuştur.

Sporcular verilen çok büyük ödüllere rağmen amatörlük ruhunu muhafaza etmeyi başarmıştı. Pehlivanların, atıcıların (kemankeşlerin) ve cündilerin (binicilerin) örnek sporcu davranışları, toplumun düşüncelerini  ve ferdi davranışlarını da etkiledi.

Örneğin cirit oyununda ciritçilerin kin gütmemesi, oyunun en başta gelen kuralıydı. Ayrıca, oyunda ciridi ata atmak da yasaklanmıştı. Yine geleneksel güreşlerde rakibini yukarıya kaldırıp üç adım atan pehlivan galip sayılıyordu. Bu güçlü pehlivanın rakibini yere atmasını önlemek  ve doğabilecek bir sakatlığın önüne geçebilmek için getirilmiş bir kuraldı.

Osmanlı Devleti’ndeki spor kurumları ve alanlarında varlıklı-yoksul, asil-hakir  ayırımı yapılmaz, müsabakalarına ve spor kurumlarındaki ziyafetlere sporcu olarak katılan vezirler ve devlet erkanı, protokolde resmi memuriyetlerine göre değil, spor sicilindeki derece, mertebe ve kıdemlerine göre yer alırlardı.

Osmanlı döneminde spora bu denli önem verilmesinin en büyük nedenlerinden bir tanesi de tahta çıkan pek çok padişahın sporcu olmalarından kaynaklanıyordu. Padişahlardan 4. Murad, güreş, ok atma, binicilik, cirit, tüfek atma, gürz kaldırma, labut ve hışt atma ve tomakta üstün başarı gösterirken, 2. Mahmud da ok atma, binicilik, cirit, tüfek atma ve mızrakta, 4. Mehmed binicilik, cirit, tüfek atma ve tomakta devlet adamlığının yanı sıra, aynı zamanda iyi birer sporcuydular. 

Duraklama dönemine kadar hemen hemen tüm padişahlar ok at konusunda uzmandılar. Yine binicilikte de hüner ve maharet sahibiydiler. Sonraki dönemdeki padişahlardan da spora yatkınlıkları olanlar bulunmaktaydı. Örneğin Abdülaziz güreş konusunda son derece maharetliydi. Abdülaziz güreşin yanında ata binmeyi, ok atmayı ve avlanmayı da çok severdi. II. Murad ve II Mahmut ise cirit oyununa ayrı bir heves ederdi.


Kaynak: ”Türk Dünyasında Ortak Sporlar”, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü

En popüler