Ana SayfaGenelAz Kalsın Bir Hollywood Starımız Oluyordu!

Az Kalsın Bir Hollywood Starımız Oluyordu!

Evet, şimdiye kadar bir Hollywood starımız olmadı ama az kalsın oluyordu.

Yıllar evvel üniversite hocalarımdan bir tanesi “Hollywood Sinemasında Türkler” isimli ödevin karşısına ismimi yazdığında panik olmuştum çünkü Hollywood sinemasında çalışan daha doğrusu star olabilmiş hiçbir Türk’ün olabileceğini düşünmüyordum. Fena halde yanıldığımı Taksim Atatürk Kütüphanesi’nde bulduğum 1927 yılına ait “Büyük Gazete” isimli bir mecmuanın kopyasını elime alınca anladım.

Çok yakında burada okuyacağınız Ayhan Işık ve Ömer Şerif’in kesişen hikayesini duyduğumda ise kulaklarıma inanamamıştım. Ayhan Işık’ın ünlü aktör George Clooney’in babası olduğu bile iddia ediliyordu. (Muhtemelen bir magazin haberi) Ayhan Işık’ın sinemayı bıraktıktan sonra rol aldığı reklam filmlerindeki görüntüsü ile George Clooney’in bugünkü görüntüsünü yan yana koyduğumda inanılmaz benzerliğe ben de şahit olmuştum. Neyse, bu hikaye daha sonra…

Elime aldığım 1927 yılına ait Büyük Gazete’nin bir sayısında da karşıma yine iki isim çıkmıştı. Biri Sanayi Mektebi öğrencisi Rüşdü Bey -ki kendileri bu yazının başlığına ismini veren Hollywood star adayımızdır- diğeri ise 1920’lerin tanrısı Rudolph Valentino.

Caz çağı. Sessiz filmler ve canlı müzik. Olağanüstü keşifler ve moda. Ulaştırmada devrim, ekonomide kaos, faşizm ve ekonomik depresyonun ilk ayak sesleri, işsizlik hayaleti. Ancak bir kameranın yakalayabileceği çılgın ve kederli dünya kareleri… 1920’lere caz çağı dediler. Yirmili yıllar ilerlemeye başladıkça doğum kontrolü, çarliston, radyo ve Rudolph Valentino hayatın farklı olacağını kanıtladı. İlk sesli filmler ve canlı müzik büyük heyecan yaşattı. Ancak, Avrupa’da 1919’da yapılan barış antlaşmaları, uluslararası ilişkileri bir savaşın yaratabileceği tahribat ölçüsünde bozdu. Sovyetler Birliği’nde milyonlarca komünist eski düzeni toprağa gömebilmek için öldü. Almanya’da insanlar odalarını kâğıt paralarla süslediler; çünkü bu, duvar kâğıdı kullanmaktan daha ucuzdu. Wall Street’teki şişkin borsa iflas etti. ABD’de içki yasağı, yasaksız döneme göre daha fazla sarhoş, daha fazla gangster yarattı. Yıllar geçtikçe insanlar Hitler, Mussolini, Hirohito’nun adlarına alıştılar.
Trenler, uçaklar, motorlu balonlar, hızlı yolcu gemileri, hızlı otomobiller; Yirmiler hepsine sahipti. Albert Enstein fizik dalında Nobel Ödülü kazandı. Alexander Fleming penisilini keşfetti. Fakat sadece ilerleme olmuyordu. Caddelerde ölüm vardı. İrlanda’da Serbest İrlandacılar, Almanya’da Freikorp ve Spartakistler, Nazilerin çok geçmeden daha etkili biçimde kullanacakları silahları ateşlediler.”

Vikipedi’nde Rudolph Valentino’nun karşılığında şu cümleler yeralır; “Ünlü bir sinema aktörüdür. Asıl adı, Podolpo d’Antogualla’dır. İtalya’nın , Castellanete şehrinde doğdu (1895), faki bir ailenin çocuğuydu, Genç yaşında iş bulmak için Amerika’ya gitti (1913). O sıralardaki sinema sanayii, henüz gelişme devrindeydi. Valentino’nun sinema alemine girmesi pek zor olmadı: oynadığı filmlerde kısa zamanda tanındı. Adı, birkaç yıl içinde, Amerika sınırları dışında da duyuldu. Romantik rollerde sağladığı başarıları, kadınlar arasında fazla tutulmasına sebep oluyordu. Üst üste oynadığı filmlerden epey para kazandı. Amerikan sinemacılığının en gözde aktörü oldu. Genç yaşta, bir gazeteciyle yaptığı kavgada apandistinin patlaması sonunda öldü (1926). Stüdyo tarafından hazırlanan şahane bir cenaze töreniyle gömüldü.” (http://tr.wikipedia.org/wiki/Rudolph_Valentino)

Midesi delindiği için genç yaşta ölen bu ünlü aktörün saçları döküldüğü için bazı illegal haplar kullanmış ve bu hapların yan etkisi sonucu midesini delinmiştir. 72 ayrı milleten sayısı bini aşan kadınla birlikte olan Valentino’nun hayatının son döneminde eşcinsel eğilimleri olduğu iddia edilmişti. Hatta kendisine ait olduğu söylenen günlüğüne aşağıdaki satırları yazdığı iddia edilmişti: “Çok güzel bir oğlan beni bir çeyrek saat kadar izledikten sonra operanın dışında karşı karşıya geldik… Onunla evine gittik. Vahşice tutku doluydum… Sabaha dek kaplanlar gibi aşk yaptık..”

Siyah-beyaz sessiz sinemanın ilk seks sembolü, baygın gözlerin, çöllerin, Latin-Arap karışımı bir esmerliğin ve zamansız bir ölümün efsaneleştirdiği adam Rudolph Valentino, evlendiği ilk eşi ile 6 saat evli kalmıştı ve öldüğünde kendisine 1 dolar miras bırakmıştı.

23 Ağustos 1926 yılında henüz 31 yaşındayken hayata gözlerini kapayan Valentino’nun ardından binlerce kadın gözyaşı döktü. Dünyanın çeşitli yerlerinden yüzlerce kadın intihar etti. Onun ölümünde asıl sarsıntıyı yaşayan ise Hollywood sinemasıydı.

Büyük bir gişe oyuncusunu kaybeden yapımcıların aklına ilk gelen şey Rudolph Valentino’ya benzeyen bir oyuncu bulmaktı. İşte 1927 yılına ait Büyük Gazete’nin konu hakkındaki yazısı.

Rüşdü Bey Fransa yolcusu…

İkinci Valentino Bulundu!

 ‘Büyük Gazete’, ‘bir sinema kralı gibi yaşayan ve nihayet krallardan ziyade bir mazhariyete nail olan’ Valentino’nun tahtına oturmaya hazırlanan Sanayi Mektebi talebesi Rüşdü Bey’i okurlarına tanıtır…

Rudolph Valenti­no… Artık bu ismi ezberlemeyen, bu güzel   delikanlıya öldükten sonra bile aşık olmayan kalmadı. Herkesin ağzında Valentino’nun güzelliği.  Herkesin   ajandasında onun resmi… Bilhassa kadınlar, mektepli genç kızlar, onun hayali ile mest oluyorlar. Ölüm senesi yaklaşıyor. Hala ismi kulaklardan silinmedi. Filmleri sine-madan kayıp olmadı. Fotoğrafları, sinema dükkanlarının camlarından inmedi. Velhasıl, bir sinema kralı gibi yaşayan ve  nihayet krallardan  ziyade bir mazhariyete nail olan Va­lentino öldüğü zaman vaziyeti ne ise bugün hala odur. İşte öl­düğü günlerde intihar eden genç kızlar! İşte bu gün onu si­nema perdesi üstünde alkışlayan yine genç kızlar…

Öldükten sonra onun yerini tutmak için dünyanın dört bir tarafındaki gençlerle faaliyete geçildi. Hepsi sinema per­desi üzerinde hayallerini aksettirmek, alkışlanmak istiyorlar. Gazetelere verdikleri ilanlarda Valentino’ya benzeyen bir genç arıyorlar. Fakat, koca dünya bu… Ninelerimiz insanların çift yaratıldığını iddia etmiş olma-larına rağmen, hala bu adam bulunamadı. Derken bir gün, İstanbul’da bir genç bulundu. Evet, bir Türk, Sanayi Mektebi talebesi Rüşdü Bey, Valentino’nun da eşi olduğunu ortaya çıkardı.

Rüşdü Bey, arkadaşlarının ısrarı ile meşhur Fransız sinema müesseselerine bir mektupla müracaat etmiş ve muhtelif şekilde çıkarılmış 25 fotoğrafını mektupla göndermişti. Derhal kendisine bir cevap yazılarak, şimdilik 4 bin Frank vermek ve kendisini mükemmel bir sine­ma artisti olarak yetiştirmek üzere mukavele imzalamaya hazır olduklarını bildirmişler.

Mütehassıs sinema müdürleri, Fransa’ya gitmesindense asıl sinema memleketi olan Amerika’ya gitmesini daha münasip görmüşlerdi. Bunun üzerine Rüşdü Bey, Amerika’nın meşhur sinema firmalarının sahiplerine müracaat etmiştir.

Amerikalılar müspet teklifte bulundukları taktirde, yeni Valentino refakatinde arkadaşlarından genç bir Türk kızıyla hemen Amerika’ya hareket edecektir…


(Büyük Gazete, No.37/ 1927, S.2-3)

Devamı edecek…

En popüler