Ana SayfaGenelAmerika'da tütün imparatorluğu kuran Osmanlı!

Amerika’da tütün imparatorluğu kuran Osmanlı!

Moris, 1855 yılında Endülüs’ten kaçarak Manisa’ya yerleşen Sefarad kökenli bir Yahudi Eskinazi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. (Kendisine “Moses” ya da “Musa Eskinazi” de deniyordu) Ailesinin maddi durumu kötüydü. İmkansızlıklar yüzünden zor bir çocukluk geçiriyordu. Üstelik koskoca Osmanlı İmparatorluğu da artık parçalanma sürecine girmişti. Henüz daha 9 yaşındayken kuşpalazı hastalığına yakalandı. O zamanlar bu hastalığın tedavisi oldukça zordu. Neyse ki Türk doktor Şinasi Bey (Hafsa Sultan Darüşşifası’nda çalışmaktaydı), Moris’i büyük bir özveri ile tedavi etmeyi başarmıştı. Moris ve ailesi Şinasi Bey’e müteşekkirdi. Öyle ki oğullarına ikinci bir hayatın kapılarını açan doktorun anısına Moris’i o günden sonra Moris Şinasi diye çağırmaya başladılar.

Yokluk içinde geçen çocukluk ve gençlik

Moris Şinasi büyüyor, Osmanlı’nın ve ailesinin içinde debelendiği yokluk ve yoksunluk bir türlü son bulmuyordu. Ailesindeki herkes gibi çalışmak zorundaydı. Bir tanıdıklarının vasıtasıyla Yahudi mezarlığında çalışmaya başladı. Fakat okula devam edemediğinden okuma yazması yoktu. Bir müddet bu vaziyette idare etmiş, daha sonra okuma yazması olmadığı anlaşılınca mezarlıktaki işinden kovulmuştu. Tarihler 1870 yılını gösterdiğine, Moris Şinasi 15 yaşında iken, kardeşi Salomon ile birlikte Manisa’dan ayrılır. Bir tanıdıkları İskenderiyeli zengin bir tüccara mektup yazmıştır. Kardeşi ile birlikte bu tüccarın yanında çalışacaklardır. Sığır taşıyan bir gemiye binerler, ikisinin cebinde sadece iki mecidiye vardır. Yolculuk zorlu geçer ama nihayet sağ salim İskenderiye’ye ulaşırlar ve kardeşi ile birlikte Garafollo adlı Yunan tütün tüccarının yanında çalışmaya başlarlar.

Olağanüstü bir yaşam öyküsü

Moris Şinasi daha ilk günden çalışkanlığı ile dikkat çeker. Çalışkanlığının yanında dürüsttür ve tüccarlığa yatkındır. İnsanlarla iyi ilişki kurmaktadır. Bu özellikleri patronunun da dikkatini çekmiştir. Moris, ilerleyen yıllarda da çalışkanlığından bir şey kaybetmez. Patronu işleri büyütmek istediğinden İskenderiye’deki mağaza ve deponun başına Moris Şinasi’yi geçirir. Henüz 21 yaşındaki Moris Şinasi, bu işin üstesinden de başarıyla gelir. Tütün ve sigara konusunda edindiği tecrübe ile kısa sürede parmak ile gösterilen bir tüccar olur. Artık Moris Şinasi 25 yaşına gelmiştir. O yıllarda kardeşinin aklına Amerika’ya gitme düşüncesi düşer. Amerika, özellikle gençlere büyük imkanlar, en önemlisi para ve refah sunmaktadır. Solomon, kardeş Moris Şinasi’yi de ikna eder ve İskenderiye’de 10 yıl geçirdikten sonra geminin dümenini Amerika’ya kırarlar. Yine zorlu bir yolculuktan sonra Amerika’ya varırlar. Görürler ki Amerika tam olarak anlatıldığı gibi taşı toprağı altın değildir. Çok çalışmaları gerekir. Manisa’dan getirttikleri tütünleri Amerika’da pazarlayarak ticarete devam ederler. İnce kıyılmış tütünden hazırlanan sarma sigaraların kullanıldığı o yıllarda, otomatik sigara sarma ve paketleme makinesini geliştirip patentini alırlar. Bu, Moris Şinasi’nin ve ailesinin kaderini değiştirecektir.

Wall Street’te bir Osmanlı şirketi; Schinasi Brothers (Şinasi Biraderler)

1893 yılında Chicago’da geçekleştirilen uluslararası bir fuara katılırlar. Burada ilk patentli sigara sarma makinesini tanıtırlar. Herkesin sigarasını eliyle sardığı o yıllarda, tütün sarma makinesi devrim niteliğinde bir yeniliktir. Herkesin ilgisini çeker. Çok sayıda sipariş alırlar. Chicago’da gördükleri yoğun ilgi sonrası, New York’ta kardeşi Solomon’la birlikte ”Schinasi Brothers” adlı şirketi kurarlar. Artık ticaret dünyasında bir isimleri vardır.

Philip-Moris ve Marlboro’nun en büyük rakibiydi

10 yıl sonra yani 1904 yılında bir tütün fabrikası kurarlar. Türkiye’den getirttikleri tütünleri işleyerek sigara üretmeye başlarlar. Ürettikleri sigaralara ”Natural”, ”Egyptian Prettiest” ve ”Royal” isimleri verirler ve bu markalarla Amerika’da kısa sürede tanınırlar. Sigaralar, Osmanlı motifleri ile süslü açık yeşil, sarı ve kırmızı renkte kutularda satışa sunulmaktadır. Moris Şinasi sadece Amerika’da değil, Osmanlı’da da tanınmaya başlamıştır. 1906 yılında Moris Şinasi, Türk tütün endüstrisine katkıları nedeni ile II. Abdülhamid tarafından dördüncü dereceden Osmanlı nişanı ile ödüllendirilir. (Sultan’ın nişanların yanında gönderdiği pek çok hediye ve iki Arap atı da bulunmaktadır) Gittikçe zenginleşen Moris Şinasi, Selanik’te tanıştığı arkadaşı Jozef Ben Rubi’nin kızı Laurette ile evlenir. (Victoria, Juliette ve Altina adında da üç kızları olur. Solomon Şinasi’nin de evliliğinden Leon isimli bir oğlu vardır) 1900’lerin başında Moris ve Solomon kardeşler, zamanın ünlü mansiyonlarından Manhattan’ın yukarı batı bölgesinde Riverside Drive’da 89. Cadde üzerindeki Isaac Rice mansiyonunu satın alırlar. Fransız Rönesans stilinde yapılan mansiyon, 1909 yılında tamamlanır. Ev dönemin ünlü tasarımcıları tarafından dizayn edilmiştir. Halı kaplı salonlar, Hindistan’dan ithal edilen Hint meşesinden oyma panellerle süslenen kütüphane, oymalı mobilyalar, mermer mozaikler, piyano, Mısır’dan ithal mermer kaplamalar evi o yılların en gözde evlerinden biridir. (Bina bugün Ortodoks Yahudi okulu Yeshiva Ketana olarak hizmet vermektedir)

Philip-Morris ile rekabetten yorulurlar

Türk tütününü ABD’ye tanıtan ve bununla birlikte 23 yıl boyunca ABD’nin sigara üretim tekelini elinde bulunduran şirketlerle mücadele eden Solomon ve Moris Şinasi, sonunda şirketi 1916’da rakip şirket Tobacco Products Corporation’a satmış, Solomon Şinasi’nin oğlu Leon da şirketin genel müdürlüğüne getirilmişti. Artık emeklilik hayatı yaşayacaklardı. Moris Şinasi ne kadar zengin olursa olsun geldiği yeri asla unutmamıştı. Tek bir tek isteği vardı; unutamadığı memleketi Manisa’da bir hastane yaptırmak. Moris Şinasi Manisa’yı unutmamıştı. Salgın hastalıklardan ölen çocukları ve hüzünlü ailelerini de unutamıyordu. O yıllarda çocuk ölümlerine neden olan difteri, boğmaca gibi çocukluk çağı hastalıkları ile mücadele için servetinin bir kısmını doğup büyüdüğü, hastalığında bakıldığı Manisa’ya ayırmıştı. (1 milyon dolar) Solomon Şinasi, 1919’da kalp rahatsızlığı sonucu hayata veda etmişti. Moris Şinasi ise 1928’de vefat ettiğinde 5 milyon dolarlık servetinin 1 milyon dolarını, memleketi Manisa’da bir hastane kurulması için bağışlamıştı. Kurulacak hastane için Türkiye devletiyle görüşmeler 1929’da başlamış, Laurette Şinasi de 11 Mayıs 1930’da Manisa’ya gelmişti. Yanında Moris Şinasi’nin vasiyetini gerçekleştirmek üzere 1 milyon doları yatırdığı New York, Chemical Bank and Trust Company’nin genel müdür yardımcısı Huntington Turner da bulunmaktaydı. Laurette Şinasi, Ankara’dan Manisa’ya gelen Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekâleti umumi müfettişi Fuat Bey, aynı vekâletten Dr. Naci Bey, CHF müfettişi Zühdi Bey, Belediye başkanı Rıza Bey ve Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kadınlar Birliği üyeleri tarafından karşılanır. Eşinin Manisa’da doğup büyüdüğü evi de ziyaret eden Laurette Şinasi, Chemical Bank temsilcisi Huntington Turner ile İstanbul’a geri döndükten sonra, Ankara’ya tekrar gidip Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sıhhiye Vekili (Sağlık Bakanı) Dr. Refik Saydam ve Başvekil İsmet İnönü ile görüşerek ve 27 Mayıs 1930 tarihinde Ankara’dan ayrılır. Moris Şinasi’nin vasiyetini gerçekleştirmek üzere 1 milyon doları yatırdığı New York, Chemical Bank and Trust Company’nin genel müdür yardımcısı Huntington Turner, Moris Şinasi’nin ayrıldıktan sonra bir daha da hiç dönmediği Manisa’ya New York’tan üç kez daha gelir ve hastanenin inşaatı için Sağlık Bakanlığı yetkilileriyle görüşüp gerekli işlemleri gerçekleştirir. Bina, New York’un ünlü mimarlık firması Thompson and Churchill Architects tarafından tasarlanır. Hastanenin inşaatından sorumlu Allen Harisson da Manisa’ya gelmiştir. İnşaatı için 200 bin dolar, yıllık giderleri için de fon olarak 800 bin dolar için hastanenin vakfına bırakılmıştır. Hemen sonrasında Dr. Refik Saydam, Chemical Bank and Trust Co.’nun gönderdiği yazıda hastanenin inşası için nakden ödenecek olan 200 bin dolarlık tutarla kırk yataklık bir hastanenin inşa edilebileceğini bildirir. Vakfedilen 800 bin dolarlık kısmın menkul kıymetlere yatırılmasından elde edilecek yıllık yaklaşık 30 bin dolar gelirin her yıl hastaneye bağışlanmak üzere T.C. Ziraat Bankası AŞ’ye havale edilmesinin uygun olduğunu söyler. Laurette Şinasi’nin Amerika’ya geri dönüşünün ardından, Dr. Refik Saydam’ın sayesinde hastane için gerekli bütün teçhizatı kapsamına alan bir gümrük muafiyeti de TBMM tarafından 28 Aralık 1931 tarihinde kabul edilir. Dr. Refik Saydam tarafından hazırlanan hastanenin yönetimiyle ilgili kararname taslağının birinci maddesine göre hastanenin adı Beynelmilel Moris Şinasi Hastanesi olacaktır. Hastanenin inşaatı l Haziran 1932 tarihinde başlamıştır. İnşaatın tarihini taşıyan temel taşı l Ağustos 1932 tarihinde Manisa Valisi’nin de hazır bulunduğu bir törende temele yerleştirilir. Gösterişli bir tören yapılarak koyunlar kurban edilir ve Atatürk’e teşekkür sunulur. 15 Ağustos 1933’de açılan hastane için düzenlenen tören sırasında Huntington Turner’ın da ABD’den getirdiği Moris Şinasi’nin külleri, hastanenin duvarındaki ‘‘Moris Şinasi’nin doğduğu şehre hediyesidir (1855–1928)’’ ibaresini taşıyan anı plakasının arkasına gömülmüştür. Açıldığında bu hastaneden uzmanlar “dünyanın en iyi donanımlı ve en iyi planlanmış küçük hastanesi” diye bahsetmekteydi. 40 yataklı hastanenin koğuşları, tıptaki en son yeniliklere göre donatılmıştı. Hastane binasının taşlarına kadar ABD’den getirilmişti. Robert Kolej mezunu, ünlü cerrah Op. Dr. Memduh Necdet Bey (Otaman) de Ankara’daki Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi ve Amerikalı mütevelli heyetinin anlaşmasıyla hastanenin başhekimi olarak atanmıştı. Doktor ve hemşirelerin hepsi Türkiye vatandaşlarından oluşmaktaydı.

Kızı Altina Şinasi ünlü bir tasarımcıydı

Çocukları arasında Amerika’da ve Amerika’da en çok tanınan, en küçük kızı Altina Şinasi oldu. Heykeltıraşlık, tasarımcılık, film yapımcılığı gibi müthiş bir kariyere sahip olan Altina Şinasi, New York’un ünlü 5. Caddesi’ndeki mağaza vitrinlerinin tasarımcılığını yaparken ünlü ressam Salvador Dali ile de çalıştı. 1950’lerde Marylin Monroe da dâhil olmak üzere pek çok Hollywood ünlüsünün kullandığı, dünyaya yayılan halen de revaçta olan “kedi gözü” gözlükleri tasarladı. 1939’da gözlük sektöründe yarattığı devrim için Lord&Taylor Amerika Tasarım ödülünü aldı.

En popüler